Kari
Murottal Ses
لَآ اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
lā uqsimu bihāżal-balad(i).
Yemin ederim bu beldeye, Mekke’ye,
وَاَنْتَ حِلٌّۢ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
wa anta ḥillum bihāżal-balad(i).
Sen, bu beldede ikamet edensin.
وَوَالِدٍ وَّمَا وَلَدَۙ
wa wālidiw wa mā walad(a).
Yemin ederim baba ve evladına.
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فِيْ كَبَدٍۗ
laqad khalaqnal-insāna fī kabad(in).
İnsanı zahmet içinde yarattık.
اَيَحْسَبُ اَنْ لَّنْ يَّقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌ ۘ
ayaḥsabu allay yaqdira ‘alaihi aḥad(un).
Kimse ona güç yetiremez mi sanır?
يَقُوْلُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًاۗ
yaqūlu ahlaktu mālal lubadā(n).
'Çok mal harcadım,' der.
اَيَحْسَبُ اَنْ لَّمْ يَرَهٗٓ اَحَدٌۗ
ayaḥsabu allam yarahū aḥad(un).
Kimsenin onu görmediğini mi sanır?
اَلَمْ نَجْعَلْ لَّهٗ عَيْنَيْنِۙ
alam naj‘al lahū ‘ainain(i).
Ona iki göz vermedik mi?
وَلِسَانًا وَّشَفَتَيْنِۙ
wa lisānaw wa syafatain(i).
Bir dil ve iki dudak vermedik mi?
وَهَدَيْنٰهُ النَّجْدَيْنِۙ
wa hadaināhun-najdain(i).
Ona iki yolu, hayır ve şerri gösterdik.
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ ۖ
falaqtaḥamal-‘aqabah(ta).
Ama o, sarp yokuşu aşmadı.
وَمَآ اَدْرٰىكَ مَا الْعَقَبَةُ ۗ
wa mā adrāka mal-‘aqabah(tu).
Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?
فَكُّ رَقَبَةٍۙ
fakku raqabah(tin).
Köle azat etmektir.
اَوْ اِطْعَامٌ فِيْ يَوْمٍ ذِيْ مَسْغَبَةٍۙ
au iṭ‘āmun fī yaumin żī masgabah(tin).
Kıtlık gününde yemek vermektir.
يَّتِيْمًا ذَا مَقْرَبَةٍۙ
yatīman żā maqrabah(tin).
Yakın akraba yetime,
اَوْ مِسْكِيْنًا ذَا مَتْرَبَةٍۗ
au miskīnan żā matrabah(tin).
Veya çok fakir bir yoksula.
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِيْنَ اٰمَنُوْا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۗ
Ṡumma kāna minal-lażīna āmanū wa tawāṣau biṣ-ṣabri wa tawāṣau bil-marḥamah(ti).
Sonra iman eden, sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
اُولٰۤىِٕكَ اَصْحٰبُ الْمَيْمَنَةِۗ
ulā'ika aṣḥābul-maimanah(ti).
Onlar ashab-ı meymene, sağın yoldaşlarıdır.
وَالَّذِيْنَ كَفَرُوْا بِاٰيٰتِنَا هُمْ اَصْحٰبُ الْمَشْـَٔمَةِۗ
wal-lażīna kafarū bi'āyātinā hum aṣḥābul-masy'amah(ti).
Ayetlerimizi inkâr edenler, ashab-ı meş’eme, solun yoldaşlarıdır.
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌ ࣖ
‘alaihim nārum mu'ṣadah(tun).
Onlar, üzerlerine kilitlenmiş bir ateşteler.