وَاذْكُرُوْٓا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاۤءَ مِنْۢ بَعْدِ عَادٍ وَّبَوَّاَكُمْ فِى الْاَرْضِ تَتَّخِذُوْنَ مِنْ سُهُوْلِهَا قُصُوْرًا وَّتَنْحِتُوْنَ الْجِبَالَ بُيُوْتًا ۚفَاذْكُرُوْٓا اٰلَاۤءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدِيْنَ
ważkurū iż ja‘alakum khulafā'a mim ba‘di ‘ādiw wa bawwa'akum fil-arḍi tattakhiżūna min suhūlihā quṣūraw wa tanḥitūnal-jibāla buyūtā(n), fażkurū ālā'allāhi wa lā ta‘ṡau fil-arḍi mufsidīn(a).
Âd kavminden sonra sizi halifeler kıldığını, yeryüzünde yerleşip düzlüklerde saraylar, dağlarda evler oyduğunuzu hatırlayın. Allah’ın nimetlerini anın ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.
وَكَانُوْا يَنْحِتُوْنَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوْتًا اٰمِنِيْنَ
wa kānū yanḥitūna minal-jibāli buyūtan āminīn(a).
Dağlarda güvenli evler yontuyorlardı.
اَتُتْرَكُوْنَ فِيْ مَا هٰهُنَآ اٰمِنِيْنَ ۙ
atutrakūna fīmā hāhunā āminīn(a).
'Burada, bu bahçelerde, pınarlarda güvende mi kalacaksınız?'
فِيْ جَنّٰتٍ وَّعُيُوْنٍ ۙ
fī jannātiw wa ‘uyūn(in).
'Tarlalarda ve yumuşak meyveli hurma ağaçlarında?'
وَّزُرُوْعٍ وَّنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيْمٌ ۚ
wa zurū‘iw wa nakhlin ṭal‘uhā haḍīm(un).
'Dağları ustalıkla oyup evler mi yapıyorsunuz?'
وَتَنْحِتُوْنَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوْتًا فٰرِهِيْنَ
wa tanḥitūna minal-jibāli buyūtan fārihīn(a).
'Allah’tan korkun ve bana itaat edin,'
وَفِيْ ثَمُوْدَ اِذْ قِيْلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوْا حَتّٰى حِيْنٍ
wa fī ṡamūda iż qīla lahum tamatta‘ū ḥattā ḥīn(in).
Ve Samûd’da (işaretler vardır); onlara denildi ki: ‘Bir süreye kadar faydalanın.’
وَثَمُوْدَ الَّذِيْنَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۖ
wa ṡamūdal-lażīna jābuṣ-ṣakhra bil-wād(i).
ve vadide büyük kayaları yontan Samud kavmine,