فَفَهَّمْنٰهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَّعِلْمًاۖ وَّسَخَّرْنَا مَعَ دَاوٗدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۗ وَكُنَّا فٰعِلِيْنَ
fa fahhamnāhā sulaimān(a), wa kullan ātainā ḥukmaw wa ‘ilmā(n), wa sakhkharnā ma‘a dāwūdal-jibāla yusabbiḥna waṭ-ṭair(a), wa kunnā fā‘ilīn(a).
Süleyman’a (doğru) hükmü kavrattık, her birine hikmet ve ilim verdik. Davud’la birlikte tesbih etsin diye dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Bunu yapan bizleriz.
۞ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوٗدَ مِنَّا فَضْلًاۗ يٰجِبَالُ اَوِّبِيْ مَعَهٗ وَالطَّيْرَ ۚوَاَلَنَّا لَهُ الْحَدِيْدَۙ
wa laqad ātainā dāwūda minnā faḍlā(n), yā jibālu awwibī ma‘ahū waṭ-ṭair(a), wa alannā lahul-ḥadīd(a).
Andolsun, Davud’a bizden bir lütuf verdik. (Dedik ki:) ‘Ey dağlar ve kuşlar! Davud ile birlikte tesbih edin.’ Ve onun için demiri yumuşattık.
اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهٗ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ
innā sakhkharnal-jibāla ma‘ahū yusabbiḥna bil-‘asyiyyi wal-isyrāq(i).
Şüphesiz, akşam ve sabah onunla birlikte tesbih etsin diye dağları ona boyun eğdirdik.
وَالطَّيْرَمَحْشُوْرَةً ۗ كُلٌّ لَّهٗٓ اَوَّابٌ
waṭ-ṭaira maḥsyūrah(tan), kullul lahū awwāb(un).
Ve kuşları da toplu halde ona boyun eğdirdik. Hepsi (Allah’a) itaatkârdı.