قُلْنَا يٰنَارُ كُوْنِيْ بَرْدًا وَّسَلٰمًا عَلٰٓى اِبْرٰهِيْمَ ۙ
qulnā yā nāru kūnī bardaw wa salāman ‘alā ibrāhīm(a).
(Allah) buyurdu: 'Ey ateş! İbrahim’e serinlik ve esenlik ol.'
وَاَرَادُوْا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنٰهُمُ الْاَخْسَرِيْنَ ۚ
wa arādū bihī kaidan fa ja‘alnāhumul-akhsarīn(a).
Ona tuzak kurmak istediler, ama biz onları en büyük kaybedenler kıldık.
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّآ اَنْ قَالُوا اقْتُلُوْهُ اَوْ حَرِّقُوْهُ فَاَنْجٰىهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۗ اِنَّ فِيْ ذٰلِكَ لَاٰيٰتٍ لِّقَوْمٍ يُّؤْمِنُوْنَ
famā kāna jawāba qaumihī illā an qaluqtulūhu au ḥarriqūhu fa anjāhullāhu minan-nār(i), inna fī żālika la'āyātil liqaumiy yu'minūn(a).
Kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca, ‘Onu öldürün veya yakın’ demek oldu. Allah onu ateşten kurtardı. Bunda, iman edenler için ayetler vardır.
فَاَرَادُوْا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنٰهُمُ الْاَسْفَلِيْنَ
fa arādū bihī kaidan faja‘alnāhumul-asfalīn(a).
Ona tuzak kurmak istediler, ama biz onları alçaltılmış kıldık.